20 Aralık 2012 Perşembe

Sinekli Bakkal Romanının İncelenmesi


Roman Hakkında
Halide Edib Adıvar’ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal, önce “The Clown and His Daughter”, “Soytarı ile Kızı” adıyla 1935 yılında, Londra’da yayımlanmıştır. Türkçe ilk basımı 1936′da İstanbul’da yapılır. Birçok yabancı dile çevrilen yapıt 1942′de CHP Roman Armağanı’nı kazanmıştır.
Romanda II. Abdülhamit döneminin toplumsal ve siyasal olayları, İstanbul hayatının tipleri, eğlence dünyası, konak yaşamı gelenek ve göreneklerin süzgecinden geçirilir. Tarihi olaylar aslına uygun bir şekilde kahramanlar üzerinde etkili olur. Yazar her sınıftan seçtiği kahramanlar vasıtasıyla bütün bir devri ifade etmeye çalışır. Romanda üç farklı çevre vardır:
- Rabia’nın da yaşadığı Sinekli Bakkal Sokak’ı. Gelenek ve göreneklerine, insancıl değerlere bağlı halk tabakası.
- Hilmi ve arkadaşlarının oluşturduğu devrimci aydınlar.
- Saray çevresinin oluşturduğu yozlaşmış yönetici sınıfı.
Rabia bu üç çevreyi hafız olması nedeniyle birleştiren karakterdir. Bu farklı çevrelerin bir araya gelmesinde Rabia’nın kişilik özelliklerinin yanında musikinin birleştirici özelliği de göz ardı edilmemelidir.
Halide Edip’in Türk insanında Doğu ve Batı sentezini savunması bu eserinde iyice belirginleşir. İdealize edilmiş bir kahraman olan Rabia, katı bir dini eğitimden geçen Emine ile sorumsuz, neşeli ve sanatkar Tevfik’in kızıdır. Dedesinin etkisiyle ruhunun bir tarafı katı kalmıştır. Fakat Vehbi Dede’nin din anlayışı, onun bu katı tarafını yumuşatır, hatta Rabia batılı bir adamla evlenir. Yazara göre kadında doğunun şefkat ve sevgisiyle batının güveni, güçlü bir şekilde birleşmelidir. Yazar, Rabia’nın, bireysel ve toplumsal olarak yeni kazanımlar elde edip kendini gerçekleştirmesini, Türk kadınının imkân verildiğinde kendisini nasıl yenileyip toplumun işleyişine kattığını gösterir. Kendini gerçekleştirerek ataerkil yapının baskıcı ve tek tip yaşam algısını kıran Rabialar, yeni bir kadın imgesi olarak belirir. Halide Edip Adıvar, romanında kadını, Doğu ile Batı’yı sentezleyen bir güç olarak konumlandırır. Feminist bir bakışla kadına yeni düzen içinde yeni kimliksel roller ve görevler veren yazar, kadını, kendilik değerleri ekseninde medenileşmenin en önemli unsuru olarak değerlendirir.
Romanda Peregrini derinlemesine işlenen bir tiptir. Rabia batı musikisini ve batının yaşam algısını ondan öğrenir. İyi piyano çalan bu batılı genç, eski bir papazdır. Genç yaşta kilisenin aşırı baskılarından kaçar ve dinini bırakıp Osmanlı milliyetine geçer, İstanbul’a sığınır. Aradığı huzur ve sakinliği de doğuda bulur. Çok soru soran, öğrenmeye meraklı, konuşkan, fikir tartışmalarını seven bir karaktere sahiptir. Peregrini romanda ancak doğuyla birleştiğinde yükselebilen batıyı temsil eder.
Vehbi Dede karakteri, dinî kimliği kadar insancıl bakış açısıyla da Halide Edip’in en önde gelen kahramanlarındandır. Bir Mevlevî şeyhi olan Vehbi Dede âdeta romandaki tüm aşırı uçtaki insanları toparlayıcı bir işleve sahiptir. Batı kültürünün temsilcisi Peregrini gibi, eskiye karşı çıkan Selim Paşa’nın oğlu Hilmi ve Doğu’nun bağnaz, korkutucu imamı Hacı İlhami Efendi; hatta Rabia, Vehbi Dede’nin ruhanî kişiliğine hayrandır. O, kendi yapısında Doğu’nun mistik yanlarını, insanlara hoşgörüyle yaklaşmanın uyumunu ve akıl ile, ruhu rahatlatıcı görünüşünü, konuşma tarzını barındırır. Böylece tek başına her kesimden insanı kapsayan geniş bir dünyaya benzer. İnsanlar en buhranlı anlarda Vehbi Dede’ye danışır ve dedenin yumuşak yaklaşımıyla sorunlarının üstesinden gelirler. Mütevazı kişiliğiyle Dede, konaklar kadar Sinekli Bakkal’ın eski evlerine de girmekten çekinmez. Çünkü onun esas aldığı insandır.
Halide Edip’in Mevlevî şeyhi Vehbi Dede karakterini yaratırken çocukluğunda Mevlevî olan anneannesi Nakiye Hanım’dan ve Mevlevî akrabalarından esinlendiği açıktır. Her soruna büyük bir hoşgörüyle ve telaş göstermeden yaklaşan bu gönlü tok insanlar, yazarın kafasında ideal insanın simgesi olurlar. Dinin, insanların manevî dünyasını düzenleyici özelliğini hiç göz ardı etmeyen Halide Edip, bu sebeple nefsin taşkınlıklarını silen Mevlevilik’e sempatiyle yaklaşır.
Sinekli Bakkal’da musiki pek çok açıdan ön plandadır. Hilmi, batı müziğini batı ile özdeşleştirmiş ve tek onu kabul etmekte, “Garbı garp yapan da müziğidir” demektedir. Selim Paşa, oğlunun karşısında doğu müziğinin güzelliğini ve büyüklüğünü savunurken batı müziğiyle de dalga geçmektedir. Burada da sentez Rabia’da sağlanmıştır; mevlevi musikisi ve alaturka müzik ile piyano ve klasik batı müziği eğitimi. Bu sentezi Rabia’nın Mevlid ve mukabele okuyuşunda görebiliyoruz. Romanda musiki açısından “Tılsımlı Kuyu” önemlidir. Osman, Rabia’dan etkilenerek bu operayı bestelemiştir ve operanın tamamlanmasında Rabia’nın bizzat katkısı da olmuştur. Aynı zamanda resim ve mimari de bu eserde göze çarpmaktadır.
Sinekli Bakkal romanı, Tanrısal anlatıcı tarafından kurgulanır. Rabia’nın ve diğer karakterlerin anlatımı, iç konuşmaları da dahil olmak üzere üçüncü tekil kişi tarafından yapılır. Roman, kendi içinde iki kısımdan oluşur: Birinci kısım, yirmi yedi bölümdür. Bu kısmın ilk beş bölümünde; Sinekli Bakkal, İmam Hacı İlhami Efendi, Emine ve Kız Tevfik’in hayat öyküleri işlenir. Beşinci bölümden sonra Rabia’nın doğumu ve mahalledeki olaylar, Rabia’ya bağlı olarak gelişir. İkinci kısım ise yirmi üç bölümden meydana gelir. Bu bölümlerde Rabia’nın, Vehbi Dede ve Peregrini ile münasebetleri anlatılır.
Bir şehir romanı olan Sinekli Bakkal’da tabiat tasvirleri yoktur. Ama mekan ve dekor tasvirlerine bolca yer verilmiştir. Yazar Sinekli Bakkal Sokak’ını, içinde yaşayanlarla son derece realist bir şekilde yansıtmıştır. Romanın dili sadedir. Ancak Halide Edip kelime seçiminde titiz davranmamıştır. Bu da romanda yer yer kuru bir anlatımın göze çarpmasına neden olur.

Romanın Özeti
Roman, Aksaray’ın arka mahallerinden birinde yer alan Sinekli Bakkal adlı bir sokakta, II. Abdülhamit devrinde geçer. Romanın başkarakteri Rabia’dır. Rabia’nın annesi Emine, mahalle imamı olan babası İlhami Efendi’nin tüm itirazlarına rağmen, orta oyunlarında zenne rolüne çıkan ve bu yüzden de Kız Tevfik adıyla anılan bir gençle evlenir ve baba evinden ayrılır. Kız Tevfik neşeli, insancıl; fakat bir o kadar da sorumsuz bir insandır. Karısıyla birlikte bir bakkal dükkanı açarlar ve burayı işletmeye başlarlar. Katı bir dini eğitimden geçen ve son derece muhafazakar olan Emine ile Tevfik arasında bir süre sonra problemler başlar ve sonunda Emine baba evine hamile olarak geri döner. Bir kızı dünyaya gelir ve adını Rabia koyar. Tevfik ise geleneklere aykırı hareket ettiği gerekçesiyle saray tarafından Gelibolu’ya sürgüne gönderilmiştir.
Romanın başkarakteri Rabia annesi ve dedesinin sıkı dini eğitimiyle yetişir. Dedesinden öğrendikleri sayesinde mevlit okuyup hafızlık yapmaya başlar. Son derece güzel bir sesi ve yorumu olduğu için ünü kısa bir zamanda yayılır. II. Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa’nın karısı Sabiha Hanım da Rabia’yı keşfeder ve onu konağa çağırır. Böylece Rabia fakir Sinekli Bakkal sokağından çıkarak farklı bir çevreye girmiş olur.
Selim Paşa, Rabia’nın sesinden çok etkilenir ve ona ders vermeleri için mevlevi Vehbi Dede’yi ve İtalyan musikişinas Peregrini’yi ayarlar. Vehbi Dede’den hem Doğu musıkisini hem de Arapça ve Farsçayı öğrenir. Vehbi Dede’yle tanıştıktan sonra, Rabia’nın dedesinden aldığı katı dini görüşler, hoşgörülü bir din anlayışına dönüşür. Peregrini’den aldığı eğitim ile de Doğu musıkisi ile Batı musikisini birleştirir. Rabia’nın ünü artık iyiden iyiye yayılmıştır. Bu dönemde Rabia’nın babası Tevfik de sürgünden dönmüştür. Rabia, dedesi ve annesiyle kaldığı evden ayrılarak babasıyla yaşamaya başlar.
Selim Paşa’nın oğlu Hilmi, Jön Türklere katılmış devrimci bir gençtir. Babasının padişaha sadakatle bağlı olmasına rağmen Hilmi ve arkadaşları, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı gelmek ve onu devirmek istemektedirler. Bir gün Hilmi, Kız Tevfik’i kendisi için gelen bir evrakı alması için Fransız postanesine yollar. Bu olaydan haberdar olan ve damadının dönüşünden hiç memnun olmayan Tevfik’in kayınpederi İmam İlhami Efendi bu durumu Selim Paşa’ya haber verir. Kız Tevfik yakalanır. Selim Paşa hem onu hem kendi oğlunu hem de padişaha karşı olan oğlunun arkadaşlarını sürgüne gönderir. Tevfik ve Hilmi için artık Şam’da sürgün günleri başlayacaktır.
Rabia, bu olaylardan sonra yaşananlardan sorumlu tuttuğu dedesinin evine dönmez, zaten annesi de ölmüş olduğu için bakkal dükkanının üstündeki odada babasının cüce arkadaşıyla birlikte yaşamaya başlar. Selim Paşa konağından da uzaklaşmayı tercih eder. Fakat o konak sayesinde tanıdığı ve yürekten bağlandığı iki insan, Vehbi Dede ve Peregrini kendisini sürekli ziyaret etmektedir. Hatta ona, özel ders verebilsin diye öğrenci bile bulmuşlardır. Rabia Vehbi Dede sayesinde II. Abdülhamit’in yeğeni Nejat Efendi’nin konağına musıki dersleri vermek için gitmeye başlar.
Bu arada Rabia ve Peregrini birbirlerine aşıktır. Ancak Peregrini’nin müslüman olmaması çiftin evliliği için bir engeldir. Bu engel Rabia’yı çok seven Peregrini’nin müslüman olup Osman adını almasıyla ortadan kalkar. Evlenirler ve Rabia’nın isteğiyle imkanları olmasına rağmen ölen dedesinin evine yerleşirler. Bu evlilikten Recep adlı bir çocukları dünyaya gelir. Bu arada II. Meşrutiyet ilan edilir ve Tevfik de İstanbul’a döner ve onlarla birlikte yaşamaya başlar.

(edebiyatsoruları.com adresinden alıntıdır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder